Bingöl Haber ve Tanıtım Portalı

Bingöl Haber ve Tanıtım Portalı Bingöl Haber ve Tanıtım Portalı


Abdullah Demir
Abdullah Demir


Bingöl ve çevresinde kaybolan tarih
03/01/2017, 15:57


BİNGÖL VE ÇEVRESİNDE KAYBOLAN TARİHİ VARLIKLAR, VAKIFLAR

Abdullah Demir [1]

Kale, (قلعة) sözlükte “kökünden koparmak, kazımak” anlamındaki kal‘a (قلع) kökünden gelmektedir. Kala‘a, ( قلعه) tırmanılması zor, çıkılması güç olan kayalıklar için kullanılan bir tabirdir. Kale, düşmandan korunmak ve onun tecavüzüne mâni olmak için kalın ve muhkem duvarlarla çevrilmiş yapı olup düşmana ok ve mermi atmaya mahsus siper ve mazgalları bulunan hariçten tecrid olunmuş müdafaalı yerlere denir. Tarihsel süreçte kalelerin genellikle yol kavşağı, ana yol, geçit yeri, dağlar arasında stratejik öneme haiz yerlere inşa edildiği bilinmektedir. Yer seçilirken ayrıca kolay ve az sayıda bir kuvvetle savunulabilmesi, gerektiğinde içeridekilerin dışarı çıkabilmesi, uzun süreli kuşatmalarda su ihtiyacını sağlayacak imkânlara sahip olması, kuşatmalara uzun süre dayanması, etrafında tabii engeller bulunması gibi şartlar göz önünde tutularak kaleler inşa edilirdi. Kaleler, çoğunlukla sarp yalçın kayalıklar üzerinde inşa edilmiş olup kale yerinin seçiminde güç erişilebilen mekânlar tercih edilmiştir.[2]

Bu çalışmanın konusu olan Çapakçur, Genç, Hançuk ve Kiğı Kaleleri yukarıda saydığımız özelliklere sahip olup adı geçen kaleler çıkılması güç sarp yekpare kayalıklar üzerinde inşa edilmiş dönemin şartlarına göre savunmaya elverişli, düşmana geçit vermeyen, fethi çok zor, emsaline az rastlanan hısn-ı hasin gibi kalelerdir. Ne yazık ki asırlardan beri süre gelen ve birçok kavime ev sahipliği eden tarihi kıymete haiz mekânlarımızdan biri olan kalelerimizi muhafaza etmediğimiz gibi var olan taşlarını da yerinden söküp çeşitli yapıların inşasında kullanarak tarihi mekânlarımızı elimizle hâk ile yeksan etmişiz. Bu çalışmada Çapakçur ve çevresinde varlığından bahsedilen fakat tarihe karışan, yani yok olan aynı zamanda yeri dahi belli olmayan yalnız arşiv kayıtlarında ve bazı eserlerde isimlerine rastlanan kaleler ilgili bazı bilgileri aktarmaya gayret edeceğiz.

Çapakçur Kalesi

Çapakçur Kalesi eski kalelerden biri olup kalenin İskender-i Zülkaryen döneminde yapıldığı ve birçok kavme ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. 15. Asrın başlarından itibaren söz konusu kalenin Zaza beyleri olan Süveydi beyleri tarafından ihya edildiği uzun süre kale merkezinden kahir ekseri Zaza topluluğu olan halkı bu merkezden sevk ve idare etmişlerdir. Nitekim İdris-i Bitlisi, Diyarbakır’ı kuşatması sırasında Yavuz Sultan Selim’e gönderdiği mektupta da Osmanlı Devleti bu bölgelere hâkimiyet kurmadan önce söz konusu kavmin burada yerleşik bir hayat sürdürdüklerini Çaldıran seferinden sonra gönül rızasıyla yani istimalet yoluyla diğer Kürt beyleri gibi onlarda Osmanlı Devleti’ne iltihak ettiklerini Şah İsmail-i Safeviye karşı Osmanlı Devleti yanında yer alarak ittifak halinde savaştıklarını açıkça beyan etmiştir.[3]

Çapakçur Kelesi İslamiyet’in bölgeye gelişiyle birçok istilaya maruz kalmış ve değişik kavimlerin hâkimiyeti altına girmiştir. Bununla birlikte kalede meskun olan halk, geleneksel hilafeti temsil eden sultanlara itaatini bildirerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Osmanlının bölgeye gelişiyle aynı halk biatini bildirmek suretiyle özerk bir yapıyla hükümet tarzında sancaklarını idare etmişlerdir.[4]

17. asrın seyyahı olan Evliya Çelebi seyahatnamesinde Çapakçur Kalesinin dağların zeylinde yer aldığını İskender fermanıyla inşa edildiğini, Murad nehri kenarında gökyüzüne ser çekmiş yalçın kayalıklar üzerine kurulmuş metin ve müstahkem bir kale olduğunu ifade etmektedir. Çelebi, kalenin mimari yapısını ve özelliklerini anlatırken etrafı beş köşeli surla istihkam edilmiş bir yerleşim merkezi olduğunu yazmaktadır. Kale içi bağsız ve bahçesiz olup etrafında evlerin inşa edildiğini söylemektedir. Kale içerisinde bir cami, zahire anbarı, cephane ve su sarnıcı bulunurdu. Bu sarnıçtan oluklar vasıtasıyla Kale etrafında inşa edilmiş evelere su verilirdi.[5]

Haliyle Evliya Çelebi seyahatnamesinde yer alan kale tarifine baktığımızda Çapakçur’da iki yerin bu şartlara haiz olduğun görmekteyiz. Bunlardan birincisi Genç’te Kıral Kızı Kalesi, ikincisi eski ismiyle Simani köyü, şimdiki adıyla Kaleönü olarak bilinen mevkide yer alan kaledir. Yapılan saha çalışmasında Genç bölgesinde yer alan Kıralkızı kalesinin bu tariflere uygun düşmediğini fakat Kaleönü mevkiinde bulanan kalenin tarif edilen şartlara daha uygun olduğunu görmekteyiz. Çapakuçur’da uzun süre yaşamış bazı yaşlıların da ifadesine göre “Çapakçur Hükümet” merkezinin Simani Kalesi olarak bilinen yerde olduğunu ve bütün resmi işlemlerin bu merkezde yapıldığını ve daha sonra Hükümet merkezinin Ab-ı Tahur (Avter) adlı yere taşındığını söylemektedirler. Bu bilgi, H. 1316/1898 yılında yayınlanan Bitlis salnamesindeki kayıtlarla örtüşmekte ve aynı bilgiyi te’yid etmektedir. Salnâmede “Çapakçur merkezinin Ab-ı Tahurʹda olduğunu ve uzun süre hükümet merkezinin buradan idare edildiğini bazı sebeplerden dolayı yüz elli sene önce Çolik köyüne nakledildiğini yazmaktadır.” Yani Çapakçur hükümet merkezi yaklaşık M.1752 yılında Ab-ı Tahur bölgesinden adı geçen “Çolikʹe” diğer bir değişle aşağı çarşıya nakledilmiştir.[6]

Bingöl Tapu Kadastro Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan defterde ve bazı arşiv belgelerinde yer alan kayıtlara baktığımızda Kaleönü Mahallesi’nde yer alan kalenin Çapakçur Kalesi olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir.[7]

Çapakçur Kalesi, stratejik öneme sahip olup ve birçok yolun kesiştiği noktada bulunan aynı zamanda ipek yolu olarak bilinen ve Urartular döneminden beri kullanılagelen Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelip yaylak ve kışlaklarına giden göçebe aşiretlerin de kullandıkları yol güzergâhı üzerinde kurulmuş en önemli yerleşim merkezidir.

Çapakçur Kalesi, dağ silsilesinin bitiminde etrafı vadilerle çevrili surla tahkim edilmiş gözetleme kuleleriyle düşmana geçit vermeyen Çapakçur ovasına hâkim stratejik konuma sahip birçok yolun kesiştiği noktaya inşa edilmiş en önemli yerleşim merkezidir. Kale etrafındaki vadilerden akan su ile ihtiyacını giderdikleri gibi kalenin en üst tepesinde su sarnıcı diğer bir değişle su kuyusu bulunmaktadır. Kale düşman tarafından işgale uğradığı zaman kaledekiler hiç dışarıya çıkmadan aylarca su ihtiyacını kuyudan temin ede bilirlerdi. Fakat ne yazık ki söz konusu kale tamamen harap olmuş ve yontulmuş kale taşları da halk tarafından taşınarak evlerinin inşasında kullanmışlardır. Kale tepesinde bulunan sarnıç ta taşlarla doldurularak kuyu tamamen kapatılmıştır. Kale tepesinde yer alan sarnıçtan Kale etrafında inşa edilmiş evlere kiremitten yapılmış oluklar vasıtasıyla su verilirdi. Zamanla su menfezleri tahrip edilmiş Kale ve etrafında inşa edilen evler yerle bir edilmiş taşları da yerinden sökülerek yerine üzüm bağları ekilmiş tarihi eser namına herhangi bir şey bırakılmamıştır. Defineciler birçok tarihi yerlerimizi kazarak tahrip etmiş ve tarihi taşları yerinden sökerek birçoğunu kırmışlardır. Çapakçur’da tahrip edilen yerler arasında 16, asırda Süveydi Süleyman Bey’in yaptırmış olduğu Meneşkut Mizgef Camisi, Genç Kalesi, Genç Kıral Kızı olarak bilinen Emir Muhammedʹin mazarı, Simani mevkiinde buluan Çapakçur Kalesi, Dere Nazik’te yer alan Şeyh Berekat Cami ve Medresesi, aynı mevkide bulunan ve Urartular döneminden kaldığı tahmin edilen şehir merkezi ve orada bulunan kilise tamamen tahrip edilmiş sadece duvar kalıntıları kalmıştır.

Çapakçur Kalesiʹnin Genel görünümü[8]

Simani Köyü Tapu Defteri Kayıt örneği

Çapakçur Hükümet Merkezi’nin Müsyan’a Nakli

3 Nisan 1917 tarihinde Genç sancağına bağlı olan Çapakçur’un asayiş ve emniyetini daha düzenli sağlaya bilmesi amacıyla Bitlis Vali vekili Hakkı Bey Genç sancağı mutasarrıfına bir yazı göndererek Çapakçur Hükümet merkezinin Genç sancağına daha yakın olan Müsyan köyüne nakledilmesini talep eder. Gerekçeli kararında; Çapakçur kaza merkezi olan Çolik kasabasının ahaliden tamamen boşaldığını ve birçok evlerin yıkılmaya yüz tuttuğunu Müsyan’ın halkıyla daha mamur bir merkez olduğunu asayiş bakımından da ulaşılması kolay bir yer olduğunu ifade eder. Bitlis Valisi Hakkı Bey, Çapakçur kazasının nakli hususunda İkinci Kolordu Kumandanlığı tarafından da tasvip edildiğini belirterek Sadaret’e ve Dâhiliye Nezareti’ne durumu arz eder. Bunun üzerine Çapakçur hükümet merkezi geçici bir süreyle taşınmasına izin verilir. Burada bir müddet kaldıktan sonra hükümet merkezi tekrar Çolikʹe nakledilir.[9]

Genç Kalesi

Kaleler bir dönem halkın sığına bileceği en korunaklı ve güvenli yerler olarak bilinmektedir. Haliyle Süveydi Zaza beyleri de düşman istilasından korunmak maksadıyla Diyarbakır ve çevre illerin yol güzergahı üzerinde bulunan ve aynı zamanda ticaret kervanların çokça kullandığı yol üstünde bulunan Genç Kalesi’ni inşa etmişlerdir. Şerefnâme’de Süveydi beylerinden Şeyh Mir Şahab’ın Genc'te büyük bir kale yaptırdığını kaydetmektedir. Yapılan kalenin Genc Kalesi olması kuvvetle muhtemeldir.[10]

Genc Kalesi Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nin üçüncü cildinde ayrıntılı bir şekilde yer vermektedir. Evliya Çelebi kalenin Murad nehri sahilinde, gökyüzüne doğru yükselen yekpare kayalıktan oluşan sarp yalçın bir dağ üzerine ihtişamlı bir şekilde bina edildiğini ifade etmektedir. Murad nehri yatağının geçtiği taraftan bakılınca gökyüzünden başka bir şey görülmeyen Şeddadi bir bina ve ibretnüma bir kale olarak tarif etmektedir.[11]

Civar bölgede emsali bulunmayan bir yapıya sahiptir. Adeta, insanların istilasından ve vahşi hayvanların saldırısından korunmak üzere Cenab-ı Allah'ın yekpare taştan yarattığı bir sed-i hadidtir.”

Genç Kalesiʹnin Murad tarafından görünümü

Genç Kalesiʹnin üsten gürünümü

Genç’in Meneşkut’a Taşınması

Genç kale merkezi nüfusun çoğalması ve zamanla kalelerin artan nüfusa yeteri miktar cevap verememesi sonucu Süleyman Bey, Genç Hükümet merkezini iskâna ve gelişmeye daha elverişli ve uygun Meneşkut [Solhan] ovasına nakletmiştir. Süleyman Bey Meneşkutʹa merkezi hükümeti taşıdıktan sonra bölgede emsaline az rastlanan sütunlu büyük bir cami, zaviye ve medrese yaptırmıştı.[12] Halkına miras bıraktığı bu eser tam olarak korunamamıştır. Harabe halde kubbesi yıkılmış duvarları yalnız ayakta kalmıştır. Mizgeft Camii olarak bilinen ve Süleyman Bey’in inşası olan bu cami yeniden inşa ve imar edilmesi için bir hayırseverin yardım elini uzatmasını bekliyor. Meneşkurdʹa taşınan hükümet merkezi buradan da Kupar’a taşınmıştır. Daha sonra Kupar’dan da Waremerg’e taşınmıştır.

Mizgeft Camisiʹnin Kalıntıları

DOSYANIN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ 

[1] Araştırmacı - Yazar.

[2] Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, M:E:B.Yayınları İstanbul, 2004, C. III, s. 143

[3] Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi No: E. 8333-1:

[4] Hoca Sadeddin, Tacüʹt-Tevarih c. II, s309-310

[5] Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Seyyid Ali Kahramaz Yücel Dağlı (Osmanlıcadan çev) c. III. 85-b

[6] Bitlis Salnamesi, H. 1316, II. Baskı s. 299-300

[7] Muhammed Zeki Ertuğrul, Simani Kalesi olarak halk arasında bilinen Kalenin Çapakçur Kalesi olduğunu, hükümet merkezinin burada kurulduğunu resmi harç ve vergilerini bu merkezde ödediğini devletin bütün resmi işlemlerinin bu merkezden yürütüldüğünü dedesinden ve Simsorun İleri gelen beylerinden Hacı Rüştü Beyʹden bizzat duyduğunu bizlere nakletmişti. Bununla birlikte halka tevzi edilen eski tapu kayıtlarında Kale adı geçmektedir. Bingöl Tapu Kadastro Müdürlüğünde yer alan Osmanlıca “Birinci Defterin 13. Sayfasında Genç Sancağı, Çapakçur Kazasına bağlı Simani köyünde yer alan tapu kayıtlarında, şark, garb, şimal ve cenub yani tarlaların dört bir yanının tarif ederken “Eski Kale” olarak zikredilmektedir.

[8] Çapakçur ve Kiğı Kalelerin fotoğraflarını Gazeteci Yazar Galib Akengin arşivinden alınmıştır. Bu hizmetinden dolayı kendilerine teşekkür ederim.

[9] BOA. DH İ UM EK 107/79

[10] Şerefhan, Şerefnâme (Farsçadan Osmanlıya Çeviri ) Muhammed b. Ahmed Bey Mirza, İstanbul Büyük Şehir Kütüphanesi, Muallim Cervdet Yazmalar Bölümü, Mikrofilm No: 943, Tercüme Tarihi Hicri 1188, Vrk. 123-b, Not Yukarıda dipnot olarak verdiğimiz el yazma nüsha Muhammed bin Ahmed Bey Mirza tarafından Hicri 1078 yılında tercüme edilmiştir. Aynı nüshadan istinsah edilmiştir. Millet Kütüphanesi Eski Yazamalar bölümü Ali Emiri Tasnifi No 364'de kayıtlıdır.

[11] Evliya Çelebi Muhammed Zillî ibni Derviş, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Dersaadet, 1314, s. 226-227.

[12]BOA, Mühimme Defteri No: 1, hüküm 852ʹde yer alan kayda göre “Gence Hakimi Sultan Ahmedʹin 9 Z 961[2 Kasım 961] tarihinde Genç Kalesi bölgesinde bir cami, zaviye ve medrese yaptırdığını söz konusu camiye gelir sağlamak için bazı köy ve mezra gelirlerini de vakfettiğini yazmaktadır. Ayrıca bkz; Şerefname, Çvr, Muhammed b. Ahmed Bey Mirza, C. I. Vrk. 126-b-127-a

 

DOSYANIN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ 




İlgili Konular » yaz tatili | Abdullah Demir |